Tarihi iyi bilmeyenler; onun tekerrür etmesine, benzer olayların tekrar çıkmasına engel olamazlar. Nitekim Milli – İslam Şairimiz Mehmet Akif’in dediği gibi:
“Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?”
Bugün uğraştığımız konular; aslında dün de meşgul olduğumuz olaylardan başkası değil. Dün ne ile uğraşıyorsak, daha doğrusu uğraştırılıyorsak; bugün de aynı hadiselerle boğuşuyoruz.
Çünkü, Batı oradan üflüyor, içimizdeki malum kişiler burada oynuyor. Elbette, sebepler arasında bizim de eksik ve gediklerimiz vardı ve vardır. Fakat Batı üflemeseydi; belki bunlar yine zuhur edecekti. Ama bu zuhur ve huruçlar; devlet için sivrisinek vızıltısından ibaret kalacak; halledilmesi bugünküler gibi uzun yıllar almayacak, devlete milyarlarca paraya mal olmayacaktı.
Mesela, Ermeniler XIX. asır ortalarına kadar, Osmanlı Devleti’nde tam bir huzur içinde rahat bir şekilde yaşadılar. Ticaretle uğraştılar, kuyumculuk yaptılar. Başta İstanbul olmak üzere yurdun her yerinde zengin oldular. Hele İstanbul’da lüks içinde hayat sürdüler. Kendi hallerinde, iş ve güçleriyle uğraşan bu kavme Osmanlı Devleti “Millet-i Sadıka” / “Sadık Millet” dedi.
Hele Tanzimat’tan sonra, Ermeniler devlet kademelerinde bile yer almaya başladılar. İçlerinde vezirlik ve nazırlığa kadar yükselenler oldu. O kadar ki, Devlet hizmetinde Ermeniler’in çokluğu; haklarında kitaplar yazılmasına sebep oldu.
İşte durum bu merkezdeyken, Ermeniler’de huzursuzluk başladı. Tıpkı, bugün Türkiye’nin her tarafında Türk kardeşleri ve diğer unsurlarla kaynaşmış ve Türk Milleti’ni meydana getiren Kürt kardeşlerimize el atıldığı, işinde gücünde olan Kürtler’in rahatsız edilmekte oldukları gibi.
Önemli olan husus: Ermeni’lerin huzurunu bozanlar, başlangıçta Türkiye Ermenileri içinden çıkmadı. Bunlar, Rusya Ermenileri ile Ermeni davasından çıkar sağlamak isteyen Avrupa devletleriydi. Tıpkı, Kürt kardeşlerimizi kışkırtanların bir avuç Bölücü olduğu gibi.
Nitekim Kürtleri temsil etmek iddiasında bulunan ve dış güçlerin maşalığını yapan Kürtçüler; yerinde yurdunda istediği gibi yaşayan, dinine inanan, dilini konuşan bölgesel giysilerini giyen, -yerine göre- örf ve an’anesine bağlı Kürt asıllı Türk vatandaşlarını taciz etmeleri; onlara baskı uygulamaları gibi.
Nitekim, 1984 Ağustosunda Eruh’ta ve Şemdinli’de ilk kanlı baskını gerçekleştirdikleri, daha ilk günde asker şehit ederek harekete geçtikleri gibi.
X
Evet, Rusların sıcak denizlere açılmak ihtiyacı vardı. Rus dış politikasının asıl hedefi Akdeniz’e çıkmaktı. Bunun yolu Balkanlardan Egeye inmekten, Boğazları ele geçirmekten geçiyordu.
Fakat, Sayın Yılmaz Öztuna’nın dediği gibi: “93 Harbini Türkiye kaybetmişti ama, bu savaş, aynı zamanda Balkanlardaki Rus emellerine de mezar olmuştu. Rusya’nın silah gücüyle yarattığı muhtar Bulgaristan prensliği, Rusya’ya karşı bir durum aldığı gibi, istiklalini Rus silahları sayesinde kazanan Sırbistan bile Avusturya’ya yaklaşıyordu. Rusların Balkanlardan Akdeniz’e inmelerine imkan kalmamıştı.”
Eski gücü kalmayan Osmanlı Devleti’ni saf dışı bıraksa bile, Akdeniz’e Rusya’nın inmesini Avrupa devletleri, özellikle İngiltere istemiyor ve buna izin vermiyordu. Çünkü İngiltere; o zamanlar çıkarını Osmanlı Devleti’nin tamamiyetini muhafazada görüyordu. Bütün Avrupa’yı karşısına almak da Rusya’nın işine gelmiyordu. Çünkü bütün bu devletlerin hepsini yenmesi imkansızdı.
Öyleyse Rusya; ya Basra veya İskenderun körfezine inmenin çarelerini aramalıydı. Nitekim aradı ve buldu. İskenderun’a inmenin yolu Türkleri Ermeniler vasıtasıyla saf dışı etmekten geçiyordu. Bunun için Ermenileri kışkırtarak ve vaatlerde bulunarak, Türkleri önümde engel olmaktan çıkarabilirim diye düşündü ve bunu tatbik sahasına koydu.
Doğu Anadolu’da çoğunluk olmamakla beraber, hemen her yerde Ermeni nüfus vardı. Evet, Rusya denize çıkacağı yol üzerinde bulunan Doğu Anadolu’yu ele geçirmek için Ermenileri kışkırttı. Zaten siyasi zemin de hazırdı:
Nitekim, Berlin Muahedesi’nin 61. maddesi; Osmanlı Devletini Ermeniler lehinde ıslahat yapmaya mecbur etmişti. Islahat istenen 6 vilayet ise şunlar idi: Erzurum, Diyarbakır, Sivas, Harput, Van ve Bitlis. Bugün bu yerlerde 19 ilimiz yer almaktadır.
Bu maddeyi Ulu Hakan Sultan Abdülhamit, canı pahasına yürürlüğe koymadı. Evet, Üstat Yılmaz Öztuna’nın dediği gibi, bugün Doğu Anadolu Türkiye sınırları içinde yer alıyorsa, bu durum; işte o kararlı siyaset ve politika sonucudur.
Kaldı ki, bu vilayetlerin hiç birinde Ermeniler, nüfusun % 20‘sini bulmuyordu. Ekseriyeti Türkler, ikinci olarak Kürtler teşkil ediyordu.
Biraz önce belirttiğim gibi, Rusların Balkanlardan, hele hele İstanbul ve Çanakkale Boğazından güneye, sıcak denizlere inmesi olasılığı kalmamıştı. Ermenilerle Türkleri saf dışı edebilirse, İskenderun körfezine çıkış yolunu açabilirdi.
X
Bugün, başta ABD olmak üzere Batı, Ortadoğu’ya daha doğrusu petrole tam hakim olmak, aynı zamanda İsrail’in emniyetini sağlamak istiyor. Bunun yolu ise istikrarlı, güven içinde bulunan, birbiriyle iyi komşuluk münasebetleri olan kuvvetli devletlerin olmayışından geçiyor. Nitekim, komşularıyla güven tazelemek için elinden gelen her şeyi yapmaya çalışan Türkiye Cumhuriyeti Devleti; AB ülkeleri ve güya dost bildiğimiz ABD tarafından kınanıyor, dış politikası hoş karşılanmıyor ve hatta kendisine aba altından sopa gösteriliyor!
Dolayısıyla, ABD ve AB ne kuvvetli bir Türkiye, ne güçlü bir İran, ne kavi bir Suriye ve ne de birliğini sağlamış bir Irak istiyor! Yani istemiyor! Özellikle, her hususta kendine yeten bir Türkiye görmeyi ise asla arzu etmiyorlar!
Nitekim, bunun için 19. yüzyıl sonlarında nasıl Ermeni isyanlarından istifade edip onlardan medet umdularsa, bugün de Kürt kardeşlerimizi kışkırtmaya çalışarak, bir Türk-Kürt çatışmasının çıkması için var güçleriyle çalışmaktadırlar. Zira, iki pehlivan kavga ederken bir çocuk ikisini de dövebilir!
X
İşte bu maksatla başta ABD ve AB; dün Ermeni’yi kışkırtmışlardı! Bugün de Kürt kardeşlerimizi kışkırtmaya çalışmaktadırlar. Fakat, dün başarılı olamadıkları gibi, bugün de olamayacaklar. Çünkü yine Akif’imizin dediği gibi:
“Birkaç kişinin ilhadıyla bir milletin ilhadı muhal.”
Ne yapsalar Türkü Kürt kardeşine, Kürdü Türk kardeşine karşı ayağa kaldıramayacaklar. Çünkü, her iki unsurun sarıldığı Yüce Kur’an:
“Ancak müminler kardeştir.”
Diyor.
X
Evet, Rus siyaseti sıcak denizlere inmeyi öngörüyor ve hedef olarak İskenderun veya Basra körfezini seçmiş bulunuyordu.
Bu sırada İngiliz politikası, önceleri Rusya’yı Asya’da rakip görürken artık görmez oldu. Birinci derecede Almanya’dan çekinmeye başladı. Menfaat ve çıkarını, bundan böyle Osmanlı Devleti’nin parçalanmasında buldu.
Çünkü, İngiliz Başbakanı Gladstone; şifa bulmaz bir Türk ve Müslüman düşmanı idi. İngiliz Avam Kamarası’nda Türkler’e ve Kur’an’a hakaretler etti. Avrupa’dan Türkleri sürüp çıkarmanın, Hilal yerine Salibi dikmenin, bir Hıristiyanlık kutsal görevi olduğunu ileri sürdü.
İşte böyle biri olan İngiliz Başbakanı Gladstone, İngiltere’de iktidar sahibiydi. Üstelik, Ruslardan fazla Ermenileri desteklemeye başladı.
X
Bugün de, ABD ve AB ülkelerinin hemen hepsi, bölücü terör örgütünü destekleyip maddi-manevi her türlü ihtiyaçlarını karşılamıyorlar mı? Ve bunda İngiltere’nin payı yok mu? İngiliz kamuoyu, hükümetin yanlış politikalarına ses çıkarmayacak şekilde bilgilendirilmiyor mu?
X
Bütün bu kışkırtmalar, Ermenilerin hüsranıyla sonuçlandı. 1915 Ermeni tehcirine / göçüne Osmanlı Devleti’ni mecbur bıraktı. Ne Ruslar umduklarını buldu. Ne de İngilizler muratlarına erdi. Olan kandırılmış ve kanmış olan Ermeni vatandaşlarımıza oldu.
Aynı güçler bugün, içerdeki işbirlikçileriyle birlikte, Kürt kardeşlerimizi, devletine ve milletine karşı kalkışmaya yeltendiriyorlar:
Lakin tüm çabalar, ne yapsalar beyhude;
Türk ve Kürdün sonları, olacak asude.
Muhsin Bozkurt